YAPRAK HANIM

28/8/2006 ·

YAPRAK HANIM

 

 

    Özlenmeyen adamların tarihini kim yazacak, Yaprak Hanım?

 

   Artık aynı kentte bile değiliz. Aynı rüzgâr dolanmıyor kederli saçlarımıza. Aynı sokaklarda kaybolmanın tanıdık ritmini yaşamıyor kostak adımlarımız. Ben başka bir yanlışlığın perçemindeyim bir zamanıdır, başka sevinçlerin ve yalnızlıkların nedenlerindeyim, siz başka şarkıların nakaratında acıtıyorsunuz sözcükleri.

 

   Burada kuş sesleriyle başlıyor sabah, sincaplar şımarıyor ağaçların dallarında. Sizin savruluş mevsiminiz gelmedi benim yaşadığım kasabaya. Soğuk suyla başlıyorum günün yüzüne bakmaya. Yüzüm bir avuç soğuk suyla merhaba diyor, zamana. Artık aynı sevinçlerin farklı nedenlerini yaşıyor, aynı türkülerle farklı kentlerde kederleniyoruz:

 

   Yine de bilmediklerim çoğalıyor; amansız ve yanıtsız kalıyorum:  Bir kentten gidişin tarihini  kim yazacak, ömrünü kâğıttan alan aşkların tarihini kim?.. Oysaki, kentimin bütün alanlarında beklediğim zamanların sancısı artarak çoğalıyor içimde hâlâ. Ayrı kalmanın ve bir araya gelememenin geceleri sızlıyor bütün ayrıntılarımda… Aşırı amonyak kokulu birahane tuvaletlerinde bunlara neden ya da yanıt bulmam olası değil. Yeniden Maltepe Tren İstasyonu’na gitsem, elimde bir demet frezya olsa yeniden, gelir misiniz akşamın dar vakti? Ama bakın burada zamanın renklerini ayıkladı yalnızlık. Griden yoruldum ben, kırmızıdan ürktüm, kahverengi bulamadım, büsbütün soğuktu bej, ötekini anlaması olası değildi mavinin, yeşile kan bulaştı, geri çekili kızıl, hiçbirimize aldırmadı beyaz, külliyen tedirgindi ve ısrarla intiharı anımsatıyordu mor, eflatunun narin elleri, bordonun kafası karışık…

 

   Orkideler açıyor bu kasabada, kızıl saçlarını kalbimin işgal altındaki meydanlarında savurarak geçiyor kadınlar. Mahcup gülüşleriyle size benziyorlar, çalınmış sevinçleri, budanmış gülüşleri, bölünmüş uykularıyla size benziyor kadınlar. Artık aynı kentte yaşamıyoruz diye ikindi vakitleri sesim titriyor. Kederin semirmesini tetikliyor içimde sokaklar. Nereye gitsem yokluğunuzun geniş caddeleri çıkıyor karşıma; bir başıma buluyorum kendimi. Ben bir gönüllü sürgün oldum hayatın karmaşasında, yokluğunuzun cangılından kurtulup kendime dönmek, aynada baktığım yüzümle hesaplaşmak, kendimle anlaşmazlığa devam etme gücü bulmak için terk ettim kenti. Bir zamanlar bütün duraklarda sizi beklerdim oysaki, bütün otobüsler sizi getirirdi, bütün yağmurlar sizin saçlarınız için yağardı, bütün çocuklar düş büyütürdü sizin avuçlarınızda… İlk sözcüğünü sizin sesinizle hayata salvolardı bebekler… Reyhan kokulu memelerinizden hayatın sütünü emerek büyürlerdi! Ama artık neşemin nedeni gurbettir, Yaprak Hanım.

 

   Anımsayın Eylül’dü; en büyük yenilgimizdi Ankara. Ay bulanık kırmızısıyla batıyordu, tedirgindik. Kentin bütün postanelerinde, tren istasyonlarında,  devlet dairelerinde ve umumi tuvaletlerde  göğe bakan yüzüm afişe edilmişti… Büyük harftim baştan sona! Ama artık yerini yadırgayan ünlemler gibiyim, bozuk paranın hükmünden ve aşırı beyaz adamların sultasından yoruldum. Bir kenti güzel kılan, bir kenti yaşanır ve içten kılan ne varsa yitirdi nedenlerini. Gitmenin anahtarını aldım, kitaplarımı ve giyitlerimi toplayıp vurdum kendimi yollara. Tanıdık bir fısıltıyla bekledim sabahları, geceler büsbütün ayaz, neresinden baksanız büsbütün vefasızdı akşamlar.

 

   Siz şimdi bahçenize çıkın ve sardunların yapraklarını sulayın incinen sesinizle, güllerin kokularına dokunun, menekşelerle konuşun.

 

 

  Çerçevesi sedef kakmalı aynanın karşısında tarayın insafsız saçlarınızı, bir fincan kahve yapın kendinize, vanilya kokulu mumlarınızdan bir kaçını ve sandal ağacı tütsülerinizi yakıp baş başa kalın kendinizle. Çini vazonuzda kuruyan karanfillere küsün, Akif Kurtuluş’tan “Kırgınlıklar Galası”nı okuyun. Kalbinizdeki kırıklara dokunun parmaklarınızdaki uysallıkla, sert şarkılar dinleyip sert içkiler için. Dünyanın gidişatına dair şeyler düşünün birkaç kadeh sonra, kanımdaki kısrağı nasıl kışkırttığınızı anımsayın…

 

   Artık aynı kentte bile değiliz, Yaprak Hanım. Adımın geçtiği her sokağa çiçek dürbünlerinden bakacaksınız, bu kaçınılmaz. Sadece gidiş bileti almak için istasyona gidip geri döneceksiniz, evinizdeki suskuya. Ben eskimiş acılarımla yeni bir kasabada hayatın renkleri için yeni rüyaların uykusuna yatıracağım göz kapaklarımı. Kollarımda yokluğunuzun eskimesini bekleyeceğim sabahları. Uzaktan uzağa denizin kokusunu duyumsayacak ve vapurda içtiğimiz çayın buğusunu duyumsayacağım.

 

   Belki bir mektup yazacaksınız bilmediğiniz adresime, kağıdınızda mürekkep dağılacak, kaleminizde tanımadığınız yorgunluğun solukları.. Dokunduğunuz her nesnede benden kalanlar seslenecek size. O zaman kapıların kapanışındaki anlamlar saracak benliğinizi, gidip bir yanlışlığın nedeni olacaksınız yeniden.

 

   Belki siyah kâğıtlar üzerinde temize çekerim kendimi.

 

   Sesim nadasta!..

 

 

                            C. Hakkı Zariç

                            chzaric@gmail.com

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum (3) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

3 yorum yazılmıştır

Yazan:vidayquimica | Tarih: 2006-08-29 23:46:25
Konu: peki özlenmeyen kadınların tarihi?

Peki özlenmeyen kadınların tarihini kim yazacak?

bazı yazılarda ilk okuduğumda beni etkileyen satırlar olur. bu yazının ilk cümleleri gibi, ya da renklerin birden karşınıza düşündüğünüzden farklı çıkışı gibi mesela;

'Griden yoruldum ben, kırmızıdan ürktüm, kahverengi bulamadım, büsbütün soğuktu bej, ötekini anlaması olası değildi mavinin, yeşile kan bulaştı, geri çekili kızıl, hiçbirimize aldırmadı beyaz, külliyen tedirgindi ve ısrarla intiharı anımsatıyordu mor, eflatunun narin elleri, bordonun kafası karışık…'

Bir de bakmışsınız aniden beklediğiniz satırlar belirir yazıda size yaşamdan kareler hatırlatan;

'Ayrı kalmanın ve bir araya gelememenin geceleri sızlıyor bütün ayrıntılarımda…'

vesaire, vesaire....

Bu '....Hanım' dizisininde bence her kadın yaşamından bir şeyler buluyordur eminim... Ellerine, yüreğine sağlık sevgili Zariç....

Bağlantı » »

Yazan:lydia | Tarih: 2006-08-29 09:44:42
Konu: yaprak

yaprak yaprak açıyordu gecesinde bir hüzün,
özenle hazırlanımıştı geceye yaprak hanım,
saçlarını taramıştı sedef işlemeli aynasında,
uzun uzun bakmıştı dolabına, bu gece ne giymesi gerekiyor diye.
şarabını açmıştı, en kırmızısından,
odaya sandal ağacı ile vanilya kokusu karışmıştı..
ve gülay söylüyordu:
ellerini çekip benden, yarim bu gün gider oldu...
ayrı kentlerde , aynı türküyü dinliyorlardı,
ayrı kentlerde birbirlerini yaşıyorlardı..
oysa hiç aynı kenti yaşamamışlardı
ama bir şey vardı, onlara yaşadıklarını anlatan.
sustu gece, sustu müzik, sustu adam, sustu kadın..
bu gece herşey nadasta,
bu gece bir tek hisler uyanık...

Bağlantı » »

Yazan:ahça | Tarih: 2006-08-28 22:50:47
Konu: duygu dolu

menekşe hanımı çok beğenmiştik yaprakhanım daha da güzel.okurken geçmişe dönüp duygulanıyor insan .devamını da bekliyoruz .
yüreğinize sağlık

Bağlantı » »

« Önceki :: Sonraki »